Ruhlar, bedenlerini terk ettiğinde onu bekler. Lidias, sonun değil, geçişin tanrıçasıdır.
Faniler onun düzenli, kutsal ve sabit bir görevle çalıştığını varsayar. Ruhları Bekçi Rapenu’ya ulaştırmak onun kadim görevidir. Ancak bu görev, onun ellerinde bir oyuna dönüşmüştür.
Kimi zaman fanilerin son sözlerini dinlerken eğlenir, kimi zaman son nefesin verilmesini beklemeye tahammül edemez. Kimi ölümlerin sessiz bir uykuyla gelmesi, kimilerinin savaş meydanında son bir şov gibi gözükmesi yine Lidias'ın eseridir.
Kaprislidir. İnananları onunla iletişim kurmaya çalışmaz çünkü bilirler ki Lidias yalnızca kendi istediğinde ortaya çıkar. O, huzur değil çelişkidir. Adaleti ölçmez, cezalandırmaz, affetmez yalnızca izler ve karar verir. Bu kararın mantığı yoktur, çünkü Lidias’ın gözünde ölüm bir düzen değil, sonsuz bir ihtimaldir.
Onun inananlarının temel görevi, her türlü ölüme layık bir tören düzenlemektir. Ruh, bedenini terk ettiğinde yalnız bırakılmamalıdır. Lidias’ın ilgisini çekmek, onun oyununun bir parçası olabilmek, ancak törensel bir anlatıyla mümkündür. Bu yüzden inananları, yalnızca yas tutmaz. Öleni sahneler, hikâyeleştirir, ölüme anlam yükler. Zaman zaman Lidias’ın peygamberi, diyarın önemli gördüğü kişilere haber taşır. Bu haber, hazırlanacak töreni Lidias'ın özellikle beklediği anlamına gelir. Törenin biçimi, ritmi ve duygusu Lidias’ın ilgisini çekmeli, onu heyecanlandırmalıdır.
Onu çağıramazsın, onu kovamazsın. Oyunu başladıysa, istediği sonu çoktan yazmıştır.
— Antik cüce kentinden bir yazıt